ANTİ-DOGMATİK: KONCA KURİŞ

Konca Kuriş

FELSEFE / DİN · PORTRE

Eski Kafadan

Bu yazıda 37 yıllık kısa hayatına sığdırılamayacak kadar fazla değişim, aydınlanma, enginlik ve erdem sığdırmış olmasının yanı sıra coğrafyamız ve dönemin vazgeçilmez bir gerçeği olan “meyve veren ağacı taşlamak yetmez, en iyisi kökünü kazıyalım” felsefesi dolayısıyla bir o kadar da nefret, öfke ve intikam duygusu besleyen insan sığdırmış; sadece düşündüğü ve ilke edindiği doğrularla yaşamak istediği gerekçesiyle cehaletin, adiliğin ve yobazlığın korkunç kurbanı, Müslüman feminist Konca Kuriş’i analım istedim.

Açıkçası yazıya başlamadan önceki ruh halimden bahsetmek isterim; Konca Kuriş hakkında daha önceden az da olsa bir fikir sahibiydim fakat hakkında yazmaya karar verdikten sonra çok farklı kaynaklardan okumalar yapmaya başladım. Bu okumaların bana hissettirdiği tek şey derin bir mide bulantısı ve ciddi bir sarsıntı oldu.

Bu yüzden amacım bu farkındalığı size en az sarsıntıyı yaşatarak iletmek olacak ki bu konuda başarılı olabileceğimi sanmıyorum. Çünkü olayın arka planındaki cehalet yaşama isteğimi sömürüyor.

90’LAR VE DÖNEMİN KARANLIK TÜRKİYE’Sİ

Bu olayı anlamak için ilk etapta o günün Türkiye’sini anlamakta fayda var. 1990’lı yıllar maalesef o dönemde yaşayan hemen hemen herkesin hatırlamak dahi istemediği kadar karanlık olaylarla dolu. Bu vahim olaylardan biri 1993’te Madımak Oteli’nin yakılması; kaybettiğimiz 35 kişinin acısı hâlâ içimizde yangın yeri.

Ayrıca bu dönemin —teşbihte kusur olmaz— tuhaf bir trendi var, o da suikast. Fikrini beğenmedim mi, düşüncesi beni rahatsız mı ediyor? Hiç sorun değil; bir suikastla ortadan kaldırmaktan kolay ne var?

O altı üstü bir insan, bense cahil, insanlıktan nasibini almamış, o insanın yaşanacak yarınlarını elinden adice alabilecek biriyim.

En nihayetinde de Türkiye için kırılma noktalarından biri olan 28 Şubat Süreci var. Anlayacağınız Türkiye korkunç olaylarla dolu; hatta “Yahu hayırlı bir şey yaşanmamış mı bu memlekette?” diyebileceğiniz bir vaziyette. Veyahut ben bardağın boş tarafını görüyorum.

Bu gereksizce uzattığım girizgâhtan sonra demem o ki Konca Kuriş de bu döneme damga vurmuş bir isim.

İNSAN KONCA – İSLAMCI FEMİNİST KONCA

Konca Kuriş
Konca Kuriş — Arşiv fotoğrafı

Kendisi 1961 yılında Mersin’de doğmuş; 16 yaşında da evlenmiş.

Evliliği kurtuluş olarak görenlerden ve bu yaşlarda inançsız olan Konca, oldukça muhafazakâr ve Nakşibendi Tarikatı’na bağlı olan bir aileye gelin gittikten sonra ailenin de yönlendirmesiyle İslamiyet’le daha yakından tanışmış. Nakşibendi Tarikatı ziyaretleri sonrası İslam inancını benimsemiş ve hayatını o doğrultuda yaşamaya başlamış.

Aslına bakarsanız bununla alakalı farklı kaynaklarda çok farklı şeyler yazıyor; kimi kaynakta kocasının ailesinin baskısı ile kimi kaynakta ise kendi rızasıyla örtündüğü ve dini sorumlulukları yerine getirdiği söyleniyor. Dolayısıyla burada kesin bir hüküm vermek pek mümkün değil.

İslam’ı kabul etmesi onu düşünmekten ve sorgulamaktan alıkoymuyor ve bir süre sonra yoluna tarikatlardan ziyade sadece Kur’an’ı baz alarak devam etmeye başlıyor.

Hizbullah konusunda ise hikâye biraz daha karmaşık. Konca Kuriş’in örgüt üyesi olduğuna dair güvenilir bir kanıt yok; ancak farklı dini çevrelerle olduğu gibi Hizbullah çevresiyle de bir dönem temas kurduğuna, sonrasında ise bu çevreden uzaklaştığına ilişkin anlatımlar bulunuyor.

Velhasıl bizim cesur Konca’mız tam da bu zamanlarda İslam’ın ve Kur’an’ın dogmatik bir şekilde yorumlanmasına şiddetle karşı çıkıyor; Kur’an’ın çevirisi ve yorumlanmasından kaynaklanan erkek egemen toplum anlayışının kadınlara nefes alacak bir alan dahi bırakmadığını sesli söylemeye başlıyor. Çünkü ona göre Kur’an’ın asıl söylemek istediği bu değildi.

Ona göre anlamadığın bir dilde ibadet etmek mantıksızdı, Türkçe de gayet ibadet edilebilirdi. Kadınlar neden regl dönemlerinde ibadet edemesin? Ayrıca kadın ve erkek beraber ibadet edebilir, beraber cuma namazı kılabilir, cenaze namazında kadınlar da önde durabilirdi. Bu durumu “Acınız, bizim de acımız.” diyerek açık ve net bir şekilde ifade etmiş. Ayrıca başörtüsünün dinî bir zorunluluk olmadığını da düşünüyordu.

Bilin bakalım sonra ne oldu?

Evet evet, maalesef bir sürü çomar ve yobaz… Yok efendim sen dini yeniden mi yorumluyorsun, yok sen nasıl Müslümansın, yok hikmetinden sual olunmaz.

Edin kardeşim bir kere de hikmetinden sual edin de kokuşmuş beyinlerinizde ufak bir devinim yaşansın.

Velhasıl cesur dedik bir kere, Konca Kuriş hiç vazgeçmemiş davasından; erkek egemenliğine karşı sonuna kadar mücadele etmiş. Ataerkil topluma karşı mücadelenin her cephesinde savaşmış.

Zaten mesele o değil mi? Bakın dikkat edin; erkeklerin rahatı bozulduğunda, otoritesi sarsıldığında yaptıkları şey hep aynı. Bu din kisvesi altında olur, namus ya da sevgi; hiçbir ehemmiyeti yok. O tehdidi ortadan kaldırmaya çalışırlar.

İslami feminizmin Türkiye’deki dikkat çekici isimlerinden biri olan Konca ise maalesef dikkatleri üzerine çoktan çekmişti.

DÜŞÜNÜYORUM, O HALDE ÖLÜYÜM!

16 Temmuz 1998’de evinin önünden kaçırılıyor Konca.

Tam 555 gün sonra… Bakın 555 gün diyorum; beş çocuğunun, eşinin ve ailesinin ondan haber alamadıkları, hayatta mı değil mi, aç mı tok mu bilmedikleri koskoca 555 gün.

TBMM kayıtlarında, Konca Kuriş’in 16 Temmuz 1998’de kaçırıldığı ve cenazesinin 555 gün sonra, 23 Ocak 2000’de bulunduğu belirtiliyor.

Konya’da boşaltılmış bir evin bodrumunda, haftalarca eziyet ve işkenceye maruz bırakılmış, öldürülmüş ve üzerine beton dökülmüş halde bulundu.

Hani cenazelerde kadınlar ve erkeklerin yan yana durabileceğini, acıların bir olduğunu söylüyordu ya; vasiyeti sayılan bu sözler bile yerine getirilmedi. Kızları ve kardeşi ne kadar mücadele etse de acılar bölündü ve öyle uğurlandı Konca. Bunu bile çok gördüler anlayacağınız.

Bu vahşetin sorumlusu Türkiye Hizbullahı’ydı. Örgüt, Kuriş’i İslam karşıtı faaliyetlerde bulunmakla ve Müslümanları şüpheye düşürmekle suçlayan bir açıklamayla eylemini gerekçelendirmeye çalıştı.

Bu açıklamanın öfke yaratmayacağı kimse tanımıyorum. Eğer İslamiyet veya herhangi bir din bunu emrediyorsa, sırf kendi mücadelesini verdi diye bir insanın vahşice öldürülmesini meşrulaştırıyorsa ben bu dine inanmıyorum.

Peki bu davadaki sanıklara ne mi oldu dersiniz?

2011 yılında, aralarında Konca Kuriş’in de bulunduğu 188 cinayetten sorumlu tutulan Hizbullah ana davasındaki bazı sanıklar, davanın uzun yıllar kesinleşmemesi ve CMK 102’deki azami tutukluluk süresi nedeniyle tahliye edildi. Daha sonra bazı sanıkların müebbet hapis cezaları onandı; tahliyeden sonra firar eden sanıklar da oldu.

Tabii ki şaşırmadık çünkü bu ülkede yaşanmamış bir hayatın, annesiz kalan beş çocuğun, eşini kaybetmiş bir kocanın karşılığının çok daha az olduğunu gördük.

Konca Kuriş’i öldürmek niyetiyle çıktığınız bu yolda onu ölümsüz kıldınız, tebrikler!

Kuriş, Uluslararası Kadınlar Günü anısına International PEN’in Writers in Prison Committee’si tarafından onurlandırılan üç kadından biridir. Diğer ikisi Irene Fernandez ve Flora Brovina’dır.

Bu yazıyı bir dindar, dinsiz, kadın, erkek veya başka bir cinsel yönelim, sağcı, solcu, Türk veya başka bir millete mensup olarak okuyabilirsin ama unutma: her şeyden önce sen insansın.

İnsan olarak diğer insanlara karşı en büyük sorumluluğun saygı. Düşünmenin, kendi doğrularınla yaşamanın karşılığı ölüm olmamalı.

Hiçbir şeyin karşılığı ölüm olmamalı. Sen beni öldürebilecek yetkinliğe sahip değilsin.

İnsanları bir arada tutabilecek dinden çok daha güçlü ve geçerli değerler vardır; erdem gibi, saygı gibi, anlayış gibi, etik ve ahlak gibi.

Bu duyguların yoksunluğu İslamcı feminist Konca Kuriş’i ve daha nicesini aldı aramızdan. Bize yalnızca bir açıklama değil; özgürlük, adalet, insanlık ve daha birçok şey borçlusunuz.

Kolayına alışık değiliz zaten, Konca Kuriş gibi söke söke alacağız.

İyi ki vardın Konca Kuriş.

Konca Kuriş'in Mersin Şehir Mezarlığı'ndaki mezarı
Konca Kuriş’in Mersin Şehir Mezarlığı’ndaki mezarı. Fotoğraf: Fatih Renkligil / Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0

Konca Kuriş Mersin’e gömüldü. Ne acıdır ki sevdiği adam tarafından yüzüne kezzap atılıp daha sonra vurularak öldürülen Bergen ve minibüs şoförü tarafından tecavüze uğrayıp vahşice katledilen Özgecan Aslan’la aynı mezarlıkta uyuyor.

Ruhunuz şad olsun.

Anlatılacak daha çok hikâye, çok mücadele var ama eğer bir bu kadar cesur ve anlamlı birinin daha hikâyesini okumak istiyorsanız Hypatia ile ilgili yazıma “buradan” ulaşabilirsiniz.