ALEYNA’YA

Aleyna Çakır için adalet çağrısı yapılan pankart

Bu ülkede çok fazla kadın cinayeti işlendi, ama bazıları kimimizin aklından hiç silinmedi.

Adını unuttuğum her kadın için kendime kızmaktan vazgeçemesem de öldüğünden bile haberdar olmadığımız birçok kadının olduğunu bilmek canımı bundan daha çok yakıyor.

Bugün asla unutamadığım, aklıma geldikçe kahrolduğum ve kendimi uzaklara dalıp peş peşe sigara içerken bulduğum birinden bahsedeceğim; Aleyna Çakır’dan.

Benim için bu denli unutulmaz olmasının sebeplerinden biri aslında her şeyin aleni bir şekilde ortada olması ve yargı sisteminin bu durum karşısındaki acziyeti. Çünkü yargı sisteminin aciz olması, ülkenin vatandaşı olan her birimizi de ayrı ayrı aciz kılıyor. Peki neler olmuştu şöyle bir hatırlayalım:

HEM SEMA HEM ALEYNA

Bizim bildiğimiz adıyla Aleyna Çakır kimlikteki adıyla Sema Esen 3 Haziran 2020 tarihinde kendi evinde bornozun kuşağıyla asılı halde ölü bulunmuştu. Kendisi, ailesinin tüm çabasına rağmen maalesef oldukça tehlikeli ve her pisliğin olduğu bir ortamda bulmuş kendisini. Hayatını Ankara’da bir müzikholde çalışarak kazanıyordu. Bu cümleden sonra “Su testisi su yolunda kırılır.”, “Eğrisi doğrusunu bulmuş.”, “O yolun yolcusu” ve bu minvalde laflar kullanacak tüm vicdansızlar geri butonuna basarak çıksın lütfen. Nedeni anlamadığım bir şekilde tüm kadın cinayetlerinin ardından bu lafları duymak bir rutin haline geldi. Ülkede katil güzellemesi yapmak çok sıradan bir hal aldı artık. Sonuç ne olursa olsun bu şerefsiz katilleri haklı bulanlar her seferinde mitoz bölünmeyle çoğalıyorlar sanki. Umuyorum sizin gibilerin testisini kıranlar da bulunur. Her neyse, konumuza dönelim:

Bulunduğu vaziyetten ötürü bu ölümün bir intihar olduğu düşünülse de kısa bir zaman içinde bunun bir intihar olmadığı yönünde iddialar ortaya atıldı. İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan raporda Aleyna’nın ölümünün ası sonucu meydana geldiği belirtildi. Ancak raporda asının Aleyna’nın kendisi tarafından mı yoksa başka biri tarafından mı gerçekleştirildiğine ilişkin bir tespit yer almıyordu. Ayrıca otopside Aleyna’nın tırnaklarında doku, vajinal sürüntü örneğinde ise sperm bulundu. (Kaynak: AA) Bu adli tıp sonuçlarından sonra kızlarının öldürüldüğünü düşünen aile, katilini bulmak için Müge Anlı’nın programına katıldı. Maalesef bu memlekette adalet arayışında olan insanların ilk müracaat ettiği yer Müge Anlı oluyor. İster kabul edin ister etmeyin bu ülkede taşları yerine oturtmak için bir kamuoyu oluşturmak zorundayız. Bunu kimi zaman sosyal medyada kimi zaman televizyon programları aracılığıyla yapmamız gerekiyor. Çünkü hakkımız olan adalet, hiçbir zaman ayağımıza gelmiyor. Ama maalesef bazen bu bile katillerin, karaktersizlerin, canavarların gereken cezaları almasında yeterli olmuyor.

Kızını yıkayan anne, bakın bu üç kelimeyi yazması ya da söylemesi çok kolay olabilir ama altında yatan anlam dünyayı yakıp kavurmaya yeter. Bir annenin evladını yıkamasının acısı tahmin edilmez, tahammül edilmez büyüklükte olmalı. Anne kızını yıkadığı sırada vücudunda çok miktarda morluk ve ezik olduğunu, bir gözü yediği ağır dayaktan ötürü tamamen kapalı olduğunu belirti. Bir annenin kızını yıkamak zorunda kalması yetmezmiş gibi bir de vücudu ezik ve morluk içindeyken yıkamanın verdiği ızdırabı tahmin edebilir miyiz? Bence tahmin dahi edemeyiz.

Dolayısıyla ailesi ve Aleyna’nın yakın çevresi bunun bir intihar olmadığını belirtti.

Baş şüpheli olarak gördükleri kişi ise Aleyna Çakır’ın erkek arkadaşı Ümitcan Uygun’du. Zira kendisi yayına katılanlara göre bu suçlamaları ve çok daha fazlasını hak eden biriydi. Aleyna’yı darp ederken yaptığı canlı yayın da bunları kanıtlar nitelikteydi.

Ayrıca bu görüntüler yalnızca bir kereliğe de mahsus değildi. Aleyna bu şiddete sistematik olarak maruz kalıyordu. Bu şahısla alakalı eşeledikçe pislik çıkmaya devam ediyordu. İddialar o kadar komplike bir hal aldı ki Aleyna’yı silah ve bıçakla tehdit etmek mi dersiniz, pavyonda çalışan diğer kadınlara da şiddet ve tehdit mi dersiniz, kadınlara zorla avans çektirip paralarına çökmek mi dersiniz, daha neler neler iddia edildi.

Aleyna, dövülerek bayıltıldığı video ile sonrasında bu şahıs hakkında suç duyurusunda bulunmuş ama bilin bakalım ne olmuş; Aleyna şikayetini geri çekmiş ya da geri çekmek zorunda bırakılmış takdir sizin. Ümitcan Uygun hakkında uzaklaştırma kararı verilmiş olsa da bu ülkede kaç kadının katiline uzaklaştırma kararı aldığını biliyoruz değil mi? Gerçekten bu ülkede tevekkeli yaşıyoruz. Bir kadın darp edilerek bayıltılıyor, sistematik olarak şiddetin her türlüsüne maruz kalıyor ama şikayetini geri “çekiyor”. Evet çok haklısınız, bu ülkede su testisi su yolunda kırılıyor. Su yolu bu olduğu müddetçe su testisi yarın herhangi birimiz olabiliriz. Belki bilmem kaç katlı binanın tepesinden intihar süsü verilerek öldürülürüz. Ama ne işimiz var orda? Çünkü orda olduğumuz için öldürüldük. Belki bir minibüsçü tarafından tecavüz edilmeye çalışırız. Namusumuzu korumayı başarabiliriz ama canımızı korumayı başaramayız. Belki öldürüldükten sonra asit dolu bir fıçıya atılırız. Belki de evimizin kapısının önünde hiç tanımadığımız biri tarafından bıçaklanırız. Hepimizin katiline hak verecek en az bir soysuz ve bu katil ile bu soysuzlara gereken cezayı vermeyen bir hukuk sistemi bulunur.

ARSIZ GÜÇLÜ HAKLI SUÇLU

Aleyna’nın ölümünden sonra Ümitcan Uygun hakkında yalnızca konut dokunulmazlığının ihlali suçundan ceza istendi. Aleyna’yı darp edip bayılttığı görüntüler ortadayken hakkında başlatılan hakaret ve basit yaralama suçlarından ise kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi. Ölüm soruşturmasında ise Aleyna’nın tırnaklarından alınan doku örneğinin ve bedeninde bulunan sperm örneğinin Ümitcan Uygun’un DNA’sıyla uyumlu olduğu tespit edildi. Ama bu DNA karşılaştırmasının yapılması bile bir başarı; zira bu adım dahi çok sonraları atıldı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı yaptıkları açıklamada Sema Esen nam-ı diğer Aleyna Çakır’ın Ümitcan Uygun tarafından dövülerek bayıltıldığı görüntülerin ölümüyle bir ilgisi olmadığını belirtti. Bu açıklamaya karşı duyduğum öfkeyi ifade edecek kelimeler yok. Bu kanaate varan herkes en az Ümitcan Uygun kadar katildir benim nezdimde. Ama bu kimin umrunda, yargı heyetinin olmadığı kesin. Tüm çabaya rağmen tutuklanmayan Ümitcan Uygun elini kolunu sallayarak gezerken ailesi Müge Anlı’da çocuklarının katilinin tutuklanması için mücadele veriyordu. Hatta Aleyna Çakır’ın annesi sosyal medyadan Ümitcan’ın ailesinin oğullarını kafa dağıtsın diye tatile gönderdiğini söylemişti. Yani gerçekten her detay daha sinir bozucu.

Kör sağır biri için bile gayet açık ve net bir şekilde ortada olan şeyler neden işin başındaki insanlar için önemsiz gerçekten anlamıyorum. Program devam ederken Aleyna’nın arkadaşları kendisinin sürekli Ümitcan’ın şiddetine maruz kaldığını ve tehdit edildiğini söyledi. Hatta Aleyna’nın komşusu aldığı ses kaydını paylaştı. O ses kaydında Aleyna’nın çaresiz feryatları bulunuyordu. Aleyna ayrıca bir arkadaşına, kendisine bir şey olması durumunda ölümünden Ümitcan Uygun’un sorumlu olduğunu söylemişti. Nereden bilebilirdi ki her şeye rağmen hiçbir şey olmamış gibi davranılacağını?

Programa katılan Aleyna’nın arkadaşlarından biri Ümitcan’ın Aleyna’yı öldürdüğünü, kendince bir övünç kaynağı saydığından mıdır bilmem, sağda solda itiraf ettiğini söyledi. Bu sırada bu şahıs ve ailesi de boş durmuyordu elbette. Hem Aleyna’nın ailesini hem programa katılıp tanıklık yapanları hem de programı yaptığı için Müge Anlı’yı pervasızca, ayan beyan tehdit ediyorlardı. Bu şahıs ve ailesi bu tehdidi sosyal medya hesaplarından hiçbir çekinceleri olmadan yapıyorlardı. İnsanın aklına gelen ilk şey bunlar neye güveniyor sorusu oluyor. Gerçekten bunlar kime güveniyor? Ama birilerine güvendikleri belli ve haklılar da. Çünkü tüm bunlara rağmen tutuklanmamalarından birilerine güvenmekte haklı oldukları aşikar.

Bu sırada Ümitcan Uygun ve ailesi ilgili pek çok iddia gündeme geldi. Uygun’un annesinin yurt annesi olduğu, 18 yaşına gelince yurttan ayrılan yalnız, çaresiz ve parasız kız çocuklarını iş bulma vaadiyle kandırıp fuhuşa sürüklediği iddia edildi. Ailenin diğer üyelerinin de bu işin içinde olduğu yine iddialar arasındaydı. Bu noktada bir parantez açmadan edemeyeceğim. Devlet korumasında büyümüş bir çocuğun 18 yaşına geldiği anda yetişkin kabul edilip kendi hayatını kurmasının beklenmesi bana zaten başlı başına korkunç geliyor. Kız olsun erkek olsun, ailesinin desteği olmadan büyümüş 18 yaşında bir çocuk hayata tek başına nasıl tutunabilir? Zaten gidecek bir yeri olsa yurtta kalmaz. 18 yaşında bir çocuğun hem çalışıp hem kendi kendine yaşayıp hem de okuması nasıl beklenebilir? Burası İsviçre falan olsa anlarım ama emniyet söz konusu olduğunda tipik bir Orta Doğu ülkesiyiz. Şimdi kendinizi devlet himayesinde yaşayan bir çocuk olarak düşünün. 18 yaşındasınız ve hayata karşı yalnızsınız. Ne gidecek güvenilir bir yeriniz var ne de paranız. Zaten ailesizliğin yarasını taşıyorsunuz ama artık bir yetişkin olarak hayatınızın tüm sorumluluğu sizin üzerinizde. Ben o yaşlarda ailesi tarafından kendisine güvenli bir ortam oluşturulmuş, üniversiteyi kazanması ve okuması için gerekli tüm destekler verilmiş ve barınma, yeme-içme gibi hayati problemleri olmayan bir çocuktum ama ona rağmen yer yer zorlanıyordum. Ve evet 18 yaşında bir çocuktum, 18 yaşında herkes çocuktur. Bu çocuklar maalesef bu çaresizlik içindeyken bundan istifade etmek isteyen şeref yoksunlarının eline düşüyor.

Velhasıl kelam bu iddialar sonrasında Ümitcan Uygun’un annesi hakkında bir soruşturma başlatıldı. Annenin ifadesine başvurulacağı sırada enteresan bir gelişme yaşandı.

KÖTÜLÜK SARMALI

Ümitcan Uygun’un annesi bir arazide başından vurulmuş bir vaziyette bulundu. Aile tarafından bunun bir intihar olduğu öne sürülse de pek çok kişi bunun intihar olduğuna inanmadı ve kadının susturulmak için öldürüldüğü düşünüldü. Bu olay da ayrı bir sansasyon yarattı. Kendisine ve oğluna atılan iftiralardan dolayı intihar ettiği iddia edilen anne Gülay Uygun’un su akmaz kervan geçmez araziye intihar etmek için taksiyle gitmesi bana enteresan gelmişti mesela. Kimin yapabileceği ile alakalı da ciddi iddialar vardı. Gülay Uygun’un elinde fuhuş yaparken görüntüleri bulunan pek kıymetli bürokratlarımız tarafından öldürüldüğü iddia edildi mesela. Bir diğer iddia ise oğlunu ihbar edeceği için öldürüldüğüydü. Tabii bunların hepsi iddiadan öteye gidemedi. Şahsen bu ikinci iddia bana çok komik geliyor. Oğlu bu kadar haysiyetsizlik yaparken neredeydi bu anne mesela? Oğlu genç bir kadını döverek bayılttığında neredeydi? O yüzden kimse bize maval okumasın. İşin kötü yanı bu kadın ve kocası hakkındaki iddialar havada kaldı. Eğer bu iddialar doğruysa olan hayatı karartılan o çocuklara oldu. Ne diyebilirim ki, bu ülke bize hiçbir şeye şaşırmamayı öğretti. Ama bu ahlaksızlıkları sıradanlaştırmayacağız. Ne olursa olsun, bir anlam ifade etmese de katile katil demeyi bileceğiz. Bu kadının başına ne geldi şimdi diyorsanız, daha sonra yürütülen soruşturma sonucunda savcılık Gülay Uygun’un kendi iradesiyle yaşamına son verdiği sonucuna vardı ve dosya hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.

Aile külliyen fiyasko. Oğlu katil, karısı maktul olan baba (ben iddiaların yalancısıyım) ise yine ülkemizin güzide bürokratlarından biri olan Süleyman Soylu’ya nam-ı diğer Süslü Süleyman (ben demiyorum Sedat Peker diyor) seslendi ve karısının ölümünden Müge Anlı’yı sorumlu tuttuğunu söyledi. Aradan zaman geçtikçe sesler kesildi ve daha kötüsü herkes sustu. Aleyna öldüğüyle kalmıştı.

Daha Aleyna Çakır’ın acısı soğumamışken soruşturmaya yön veren yeni bir gelişme yaşandı. Gelişme dediğime bakmayın maalesef yeni bir cinayet. Çünkü bu arsız ve ailesi adeta bir suç makinesi. 2021 yılında Ümitcan Uygun’un 25 yaşındaki kız arkadaşı Esra Hankulu yatağında ölü bulundu. Olay gecesi Ümitcan Uygun’un da aralarında bulunduğu üç kişinin Esra Hankulu’nun evinde olduğu tespit edildi. Bakar mısınız masum aşığımıza, nedense elinin değdiği her kadın ölüyor. Bu ne demektir biliyor musunuz; ben kimseden korkmuyorum, bir kere yaptım bir daha yaparım, bana bir şey olmaz demek. Çünkü cezalandırılmamış ilk suçtan daha tehlikelisi yoktur.

Bu nasıl bir pervasızlıktır, bu nasıl bir adilik, bu nasıl bir aymazlıktır? Ama suç sadece onun değil; asıl suç onu böyle yetiştiren, yaptığı her şeye rağmen onu destekleyen ailenin; her şey ayan beyan ortadayken onu tutuklamayan, başka bir kadının daha hayatını karartmasına müsaade eden herkesin. Esra’nın ölümünden sonra Ümitcan gözaltına alındı ve “neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama” suçundan yalnızca 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. (Kaynak: AA) Vah gidene!

Arkadaşlar herkes kendine dikkat etsin, dikkat etsin derken evden bile çıkmayın. Görünmez olun. Gerçi onun bile garantisi yok ama hani öldürülseniz katiliniz 10 sene falan yatıp çıkacak o da tabii birkaç yıl içinde çıkamazsa. Çünkü biz bu senaryolara da alışığız. Mesela geçtiğimiz yıllarda vahşice katledilen Pınar Gültekin’in katiline verilen ağırlaştırılmış müebbet cezası Yargıtay tarafından bozuldu. Peki Pınar Gültekin nasıl öldürülmüştü hatırlıyor musunuz? Katili önce genç kadını boğmaya çalışmış. Fakat başaramayınca kendisini cenin pozisyonunda bir varile sığdırmış ve diri diri yakmıştı. Sonrasında da üzerine beton dökerek varili ormanlık alana götürüp gömmüştü. İnanabiliyor musunuz genç bir insanı bir varile sığdırmış ve diri diri yakmış. Yazarken tüylerim diken diken oluyor, ya o kadın? Son dakikalarını nasıl bir korkuyla yaşamış tahmin edebilir miyiz? Keşke bu soruyu bu adi katilin cezasını bozan Yargıtay heyeti de sorsaydı kendine. Belki daha hakkaniyetli bir karar alabilirlerdi. Peki bu ceza neden bozulmuş dersiniz; katilin canavarca hisle ve tasarlayarak öldürmediği gerekçesiyle bozulmuş. Bu da yetmezmiş gibi bu canavara asgari oranda “haksız tahrik” hükümlerinin uygulanması gerektiği söylenmiş. Ya söylenecek o kadar çok şey var ki, yazmak istediğim o kadar çok şey var ki. Vah ülkemde kadın olmanın haline, vah gidene.

Yani arkadaşlar anlayacağınız olur da canice bile öldürülecek olursanız birileri bunun canice olduğunu düşünmeyebilir hatta katilinizi tahrik ettiğiniz bile düşünülebilir. İşin asıl hazin kısmı böyle düşünen insanlar katiliniz hakkında karar mercii bile olabilir. Evet şimdi derin bir nefes alın ve bir sonrakini almak için dua edin. Çünkü daha önce de dedim ya, tevekkeli yaşıyoruz.

1+1=?

Şimdi dönelim konumuza, Ümitcan tutuklandıktan sonra çocuklarının hep arkasında duran o örnek aile, örnek davranışlarda bulunmaya devam etti. Konuyla alakalı yorumlarda bulunan Pucca lakaplı Selen Pınar Işık’ı nazikçe öldürmek ve tecavüz etmekle tehdit ettiler. Pek nezih ailenin pek nezih evlatları, ülkemin güzide topraklarını sizinle paylaşmaktan utanç duyuyorum. Kıymetli abi de bu topraklara layık olmadığını düşünmüş olacak ki yine bir sosyal medya paylaşımında buyurdu ki “Sizin devletiniz benim yumruğum kadar etmez.” Ben hak veriyorum kendisine. Bu ülkenin iki evladı nedense bir şekilde öldü, öldürüldü, intihar etti(!). Peki bu devlet ne yaptı o iki kadın için? Peki bu devlet ne yaptı? O noktada Esra Hankulu’nun ölümü için yalnızca 10 yıl ceza verilmişti. Aleyna’nın dosyası ise hâlâ sonuçlanmamıştı. Zaten bu ailenin güçlü bağlantıları olduğunu anlamamak için aptal olmak gerekir ama bu bağlantının kim olduğu konusunda yorum sizin.

Bu kadar şey konuştuk, yazdık, çizdik falan ama şimdi gelelim neticeye. Aleyna Çakır davasının iddianamesi tam 4,5 yıl sonra hazırlandı. Aleyna toprağa karıştı ama iddianame yeni hazırlandı. Yargılama sırasında açıklanan savcılık mütalaasında ise Ümitcan Uygun hakkında ‘intihara teşvik etme ve intihar kararını kuvvetlendirme’ ve ‘eziyet etme’ suçlarından 6 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapis istendi. (Kaynak: AA) Ben artık vazgeçtim katil olmasından en azından 15 yıl yatsın ona da razıyım modundayım. Çünkü bu coğrafyada bir kadının hayatını çalmanın bedelinin çok az olduğunu da gördük.

Eğer biraz merakınız, biraz zamanınız ve dayanacak ciğeriniz varsa ailenin Müge Anlı’ya katıldığı programları izleyin. Katıldıkları program boyunca aile devlet büyüklerine seslendi, adalete güvendiklerini belirtti ve bu şahsın birilerine güvendiğini belirttiler. Müge Anlı da bu ülkede adalet olduğunu, devlet büyüklerinin bu çağrıya sessiz kalmayacağını ve bu şahsın arkasında bu eylemlerden dolayı kimsenin durmayacağını söyledi. Fıkra bu kadar.

Söylemek istediğim birçok şey var ama düşüncelerimi hapse girmeyecek şekilde ifade etmem neredeyse imkansız. Aile ve programa katılan hemen hemen herkes bu şahsın aleyhinde ciddi suçlamalarda bulundu ve birkaçı da bu suçlamaları delillerle destekledi. Mesela daha önce de belirttiğim gibi Aleyna’nın üst kat komşusu, kendi evinden dahi büyük bir desibelle duyduğu işkence seslerini kaydetmiş ve polise başvurmuş. Fakat komşunun daha sonra mahkemede anlattığına göre üç defa karakola gitmesine rağmen “aile durumudur” denilerek geri gönderilmiş. Aleyna’yı yıkayan annesi ve arkadaşı, onu evinde ölü olarak ilk gören abisi ve arkadaşları, kızını kefenlenmeden önce son kez gören babası Aleyna’nın ciddi anlamda darp edildiğini belirtti. Kollarında, bacaklarında, boynunda ve gözünde ciddi anlamda darp izleri vardı. Buna karşılık Adli Tıp, Aleyna’nın ası dışında travmatik bir etkiyle öldüğüne ilişkin tıbbi delil bulunmadığı sonucuna vardı.

Ne aile ne programa başvuranlar ne de kamuoyu bu şahsın tutuklanmasını sağlayabildi. Emniyette ifadesine başvurup teselli ederek gönderdiler zannımca. Bu şahsın annesinin çaresiz kızlardan faydalandığı yönündeki iddialar, abisinin aymazlığı ve bu aile hakkında ortaya atılan diğer iddialar ortadaydı. Yayına katılanlar bu şahsın Aleyna’nın parasını dahi elinden aldığını iddia ettiler ama bu şahsın arkadaşı bunun aksini iddia ederek, yetmezmiş gibi Aleyna’nın vücudundaki bu darp izlerini de bu şahsın yapmadığını ifade etti. Programa katılan kişiler ve hatta programın moderatörü dahi bu aile tarafından tehdit edildi.

Aleyna’nın ailesi, bu şahsın ve ailesinin korunduğunu iddia ediyordu ama Müge Anlı bunun mümkün olmadığını belirtti. Ama kimse aptal değil. Herkes bas bas bağırdı; bu şahsın serbest kalması demek başka canların yanması demekti. Nitekim daha sonra Esra Hankulu da hayatını kaybetti. Ama bu konuda abi ile aynı fikirdeyiz, devletimiz sizin karşınızda aciz kaldı.

Zanlılardan Erol Uygun, sosyal medya paylaşımları nedeniyle “Türkiye Cumhuriyeti Devletini aşağılama” suçlamasıyla gözaltına alındı. Ama gözaltına alındı dediysem hemen salıverdiler canım. Devletin gücü kendisini adli kontrol şartıyla salıverdi. Ha bir de 1 ay konutu terk etmeme ve yurt dışına çıkış yasağı uygulandı. Yani bu devlete hakaret etmenin de cezası bu kadar.

Daha önce Sedat Peker’in kulaklarını çınlatmıştık, o halde tekrar çınlatalım. Bildiğiniz üzere Sedat Peker ve Süleyman Soylu’nun imrenilecek bir arkadaşlıkları var. Ümitcan Uygun’un babası da eşi öldükten sonra Süleyman Soylu’ya seslenmiş ve eşinin ölümünden Müge Anlı’yı sorumlu tuttuğunu söylemişti. Bu olayların üstüne Sedat Peker, Ümitcan Uygun’un babasının Süleyman Soylu’nun yakın arkadaşı olduğunu ve bu ilişki sayesinde Ümitcan Uygun lehine Adli Tıp raporu hazırlandığını iddia etti. En nihayetinde de herkesin söylediği senaryo yaşandı ve bir kadın daha yaşamdan koparıldı. Ümitcan ancak Esra Hankulu’nun ölümünün ardından tutuklandı. Yani Aleyna davasına ilişkin uzunca bir süre cezalandırılmadı.

MUTSUZ SONSUZ

Aradan geçen o kadar yıl, yitip giden iki genç kadın ve onların kahırlı ailelerinin gölgesinde geldik 2026 yılına. Zaten Ümitcan Esra Hankulu davasında 10 yıl almıştı malumunuz. Altı yıldan fazla zamandan sonra da Aleyna Çakır davasında karara varıldı. Ümitcan Uygun, “intihara teşvik etmek ve intihar kararını kuvvetlendirme” suçundan 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı. (Kaynak: AA) “Eziyet etme” suçundan ise beraat etti. Savcılığın 15 yıla kadar hapis istediği davadan çıkan sonuç buydu: 4 yıl. Ölen iki kadın ve toplam 14 yıl. Bu 14 yılın yatarını hesaplaman için premium vatandaş olmak gerek sanırım, hesaplayabileniniz varsa buyursun.

Aradan çok geçmeden, 3 Ekim 2026 tarihinde kararın gerekçesi de açıklandı. (Kaynak: AA) Mahkeme, Aleyna’nın cinayet sonucu öldürüldüğüne dair yeterli delil bulunmadığını söylerken; olay gecesindeki WhatsApp yazışmalarını, ekran görüntülerini ve tanıkların anlattıklarını değerlendirdiğinde Ümitcan Uygun’un Aleyna’nın zihninde intihar düşüncesi oluşturduğu ve sonrasında bu düşünceyi kuvvetlendirdiği kanaatine varmış. Yani anlayacağınız, mahkeme bir taraftan bu şahsın Aleyna’yı intihara sürüklediğini kabul edip bunun için 4 yıl ceza verirken, diğer taraftan yıllarca konuştuğumuz o şiddet ve darp iddialarının “eziyet etme” suçunu oluşturacak bütünlük ve süreklilikte olmadığına karar vererek bu suçtan beraat ettirmiş. Altı yıldır beklediğimiz adaletin gerekçesi de buydu işte.

Aleyna Çakır

Çok öfkeliyim. Sadece bu konuyla alakalı da değil. Bu ülkede sürekli kötü haberler almaktan, liyakatsizlikten, aymazlıktan, cehaletten bıktım. Sürekli korkmaktan, hayatı kararan herkes için üzülmekten, elimden hiçbir şey gelmemesinden, çaresizlikten bıktım. Kadınların öldürülmesinden, çocukların tacize ve tecavüze uğramasından, yaşlı başlı insanların bir lokma ekmeğin peşinde koşmasından, insanların hayatlarının bir depremle, bir yangınla alt üst olmasından, hayvanların canice katledilmesinden bıktım.

Bu canavarların elini kolunu sallayarak gezmesinden, suçsuz insanların hayatlarının cezaevlerinde çürütülmesinden, devlet büyüklerinin yardım feryatlarına sağır dilsiz olmasından bıktım. Eşitsizlikten, adaletsiz düzenden, fakirlikten, güvensizlikten bıktım.

Acı çeken herkes için ruhumdan eksilen parçalardan yoruldum. Beni çaresiz bırakan ve bana üzülmekten, ağlamaktan, sızlanmaktan başka bir çare bırakmayan herkesten, her şeyden nefret ettim. Keşke bu dünyaya hiç gelmeseydim, keşke insan olarak gelmeseydim. Ama hayvan olsam canice öldürülürdüm, ağaç olsam rant uğruna bir yangında kül olurdum. Çünkü bu ülkenin dinamiği bu.

Bu satırları yazarken bir an bile durmadım, duraksamadım, düşünmedim. Kelimeler peşi sıra dizildi. Hiçbir çaba sarf etmedim. Çünkü yapabilecek başka bir şeyim yok. Beni ve bizi çaresiz bırakan herkes, bu ailenin her bir ferdi, bu aileyi savunan herkes, bu ailenin avukatı, bu ve türevi tüm davaları sonuçsuz bırakan her yetkili, feryatlara sessiz kalan tüm devlet büyükleri (!) eğer varsa vicdanınızın en büyük cezanız vicdanınız olsun.

Sokrates, haksız yere idama mahkûm edildiğinde kendisini öldürenlerin aslında kendisine değil, kendilerine daha büyük zarar verdiklerini savunmuştu. Çünkü ona göre haksız yere bir insanın canını almak, o haksızlığa uğramaktan çok daha büyük bir kötülüktü. Eğer varsa vicdanınız, ama eğer varsa umarım vicdanınızın size verdiği bu cezaya gark olursunuz. Çünkü maalesef bu ülkenin adaleti suçluları cezalandırmaya yetmiyor. Seni asla unutamadım Aleyna; ne güzel yüzün, ne çektiğin acılar, ne feryadın silinmedi aklımdan. Seni ve senin nezdinde öldürülen herkesi rahmetle anıyorum. Yaşarken huzur bulamadınız ama umarım ruhunuz huzur bulur. Yaptığım ve yapamadığım her şey için özür dilerim.